05.56 saat.
Nasıl yazasım geldi tam
şuan. Anlatamam. Evet tam şu an. Şu derken, şu’yu kastediyorum. Off! Her şeyi
açıklamak durumunda kalmak beni yoruyor. Bundan sonra en az 7 dil bilmeyenlerle
Maçka’da koşuşmicam.
Ben bu hususta en az 7
koşuş biliyorum. Bunlardan biri Farsça. Şeyapmak gibi olmasın ama. Neyse. Ne
diyorduk?
Bunu kaçırmamalı. Canım istemiş,
kaçırmamalı. Keyif diyordun al sana keyif. 8 dalda yanlış anlama birinciliğim var. Kaçırmamalı o güzel sözleri. Anılarla görümceyi
hoş tutmalı, mor ata binmeli.. acıkmamalı, kevgirle tartmalı.. Ümitlerle
davalayı hoşt yurt malı, yerli malı..
Bazen burası Mısır
kokuyor. Mısır’ı hiç görmedim koklamadım. Tamamen uyduruyorum bunları. Zaten şu
haşlanmış mısırlar var ya bardakta satılan, muratçı olmayan, öff.. ne sinir
bozucu kokuyor. Onu demedim öbürünü dedim. Manken olan. Ülke olan. Barbara herhalde..
farfara.. şalvar olan.
Çünkü birazdan, yani ezan
bitince, aşağı inip uydurukçu geldi haaanım diye bağırıcam. Bence bir kişi dahi
olsa çıkıp bağırmalı uydurukçu geldi hanım diye. Uydurularım var.. uyduruuukk..
diye bağırasım var.
Ezan bitti. Bu arada biz
caminin avlusunda oturuyoruz. Muhtemelen kimse bize bakmak istemedi. Bu konudan
emin olmamakla birlikte, 5 vakit böyle düşünmeme sebep olacak nedenlerim
var. Çok fena kimsesiziz. Hatta öyle ki
Yalova Lisesi’nin eski edebiyat öğretmeni bir kitap yazmıştı ve adı şuydu:
‘Benim Kimsem Olsana’
Yani adam bu yüzden mi
yazdı, derdi biz miydik bunu mu kastetti ben bilmiyorum. Okudum kitabı,
küçüktüm okuduğumda, burası küçük çünkü, çok küçükken öğrenirsin okumayı burda.
Her şeyi çok küçükken öğretirler, çok fena öğretirler, öyle böyle öğretmezler
ama hani nasıl öğretiyorlar bi anlatsana deseler.. Of derim, karşıki dağlar sayfa çevirir.
Bir dolu birinciliğimiz
ikinciliğimiz filan var. Pardon da! Herkes bilsin yani. Bir gün aradım, Cenkcim
dedim, Erdemcim dedim, şimdi hanginiz Censiniz hanginiz kerdemsiniz umrumda
değil ama dedim, çünkü biz Yalovalılar umursamamayı iyi biliriz, işe yarayın
azıcık dedim. Sonra sözlerini yazdığım nadide eseri ortaya çıkarmaları için
kendilerini yüreklendirdim ve görevlendirdim. Ben bunu hep yaparım. Şükela bir
insan olduğumdan mıdır bilinmez. Bunlar burada
söz edilecek şeyler değil, lütfen uzatmayalım. Sonra bu sevdiğimiz elemanlar
gerekli şarkıyı yaptılar. Tekrar dinlemek isteyenleri şöyle alalım.
Tamam.
Tekrar derken, neyi
kastettiğimi de ben bilirim. Pardon daaa! Neyse sakinleşebilirim.
Velhasıl, bir süredir
kilimlerin isyan üzerindeki yetkisi üzerine düşünüyorum. Böyle bir yetkileri
yoksa bile olsun istiyorum. Azarlanan her çocuğun hakkı için, bu emrimi sevgili
mağraşelalim Öpenzi Mucukovski’ye ileteceğim. Biliyorum, O da gidip Org çeneçal
Muah Şapşupov’a bildirecek ve yine kimse bir şey yapmadan oturacak. Diktatör
olduk sözümüz geçmiyor! Küfür küfür buralar hep küfür! Sizin yaptığınız devrime
de geçireceğiniz evrime de! dönün lan ağaçlarınıza ve bataklığınıza bilmemnenize.
Neyse, yoldaşlarımı da
anmışken, aklıma gelen çok süper bir fikri de lütfetmeden geçmeyeyim. Şüphesiz ki
ben de bir lütfediciyim. Lütfecii.. lütuflarım var..
Yaz yaz yaz bir kazığa
bütün sözlerimi acıkırsan tok karnına güldür sen beni...
Allah’ım, ey benim güzel
Allah’ım.. Neden Yalovalıları cami avlusuna bıraktılar? Halimizden Bilecik
anlar.
Oy oy bilecik, nedir bu
üzünçlükler nedir bu gülücükler.. parmağında kediler, yolunda bilecikler..
Bazenleri, işte böyle
bazenleri, gidiyorum ezancı amcanın yanına, omzuna dokunuyorum yavaşça,
sakince, incitmeden kırmadan ürkütmeden, canım diyorum.. ah canım diyorum.. su
veriyorum. Al iç. Sakinleşirsin. Korkma diyorum. Bu ne ilk ezanın ne son. Hırpalama
kendini ne olur.
Bu kadar şeyapacak ne
vardı ezancı amca diyorum? NE VARDI??! Sonra Allah’ım sen konuyu biliyorsun amin
diyorum. Sarılıyoruz ezancı amcayla. Berhudar ol evladım diyor, sen belkız
akkaya amca diyorum. Akkale o diye düzeltiyor. Ehu diyerek eve dönüyorum. Öğrenecek daha ne çok şey var diyorum. Ve işte
küçük odam ve ben. Melabağ, ben Mira. (Ezancı amcadan bahsetmişken tütüncü
amcadan da bahsetmek istiyorum. Ocb var mı dediğimde bana abdestinin
kırılacağını söyledi. Efendim dedim. Çekti gitti arabayla egzozuna boğuldum. Baktım
yerler hep abdest olmuş. Allah’ım sen beni affet dedim yarabbim.. ocb dedim. Abdesti
kırıldı adamın. Abdest kırılması diye bir tanımlama kattım lügatıma. Daha da
tütün almadım. )
Vazgeçilir gibi değil bu
medcezirler.. laf aramızda, hani sen şanssızlık dedin ben de aptallığım dedim
ya, işte onlardan bana çok pis fena koyanlardan biri Levent Brüksel ile Sertap Dahaneler’in bir dönem evli olmuş olmalarını benim çok yeni bir tarihte öğrenmiş
olmam. Bir kişi de çıkıp dememiş ki zeynep, onlar fikifiki! Zeynep onlar ooo
pompili! Bir kişi de dememiş lan bir kişi! Allah sizi bildiği gibi yapsın
dedim. Dedim valla. Aç edaya filan sor. Yok edayı tanımıyorsun. Pınara sor. Onu
da tanımıyorsun. Oğuz bazen yorucu oluyorsun farkında mısın? Lütfen canımı
sıkma! Rüzgara sor dağlara sor ne bileyim bir tek Tarkana sorma. O sevmiyor
öyle soruları. (gülüyorum halıya katıla katıla bi soruyu soramadık biz Tarkan'a yiehhhuuu)
Şimdi pardon da. Bir dakika
da. Cezmi Ersöz’e sövdürecek değiliz. Terbiyesizlik etmenin manası yok öyle
fındık adam bilmemne vikvik diye. Kendisi Yalova’nın canlı gördüğü ilk şairdir.
Elimdeki bütün kitapları imzalıdır. Solu
da sizden öğrenecek değilizdir.
Sorduk solu solcuya,
annen baban Marx mıdır?
Solcu ye der yoldaş ama,
karl marx mıdır, marks mıdır?
07.15, güldüm eğlendim,
şeyapalım şimdi. Kapanışı çay bella ile yapmak istiyorum izninizle. Zira sabah
oldu, biraz çıkıp içimdeki martlıya simit atmalı, çay içirmeliyim.
Başka bir zamanda
Başka bir dilde, yine
burada işte tam da maçkada
koşuşmak üzere..
Öpenzi Mucukovski ve Muah
Şapşupov yoldaşlarımın da selamı var!
Çay çay çay!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder