12 Şubat 2014 Çarşamba

şaibeli bilgi, yayın başlığı

05.56 saat.

Nasıl yazasım geldi tam şuan. Anlatamam. Evet tam şu an. Şu derken, şu’yu kastediyorum. Off! Her şeyi açıklamak durumunda kalmak beni yoruyor. Bundan sonra en az 7 dil bilmeyenlerle Maçka’da koşuşmicam.
Ben bu hususta en az 7 koşuş biliyorum. Bunlardan biri Farsça. Şeyapmak gibi olmasın ama. Neyse. Ne diyorduk?

Bunu kaçırmamalı. Canım istemiş, kaçırmamalı. Keyif diyordun al sana keyif. 8 dalda yanlış anlama birinciliğim var. Kaçırmamalı o güzel sözleri. Anılarla görümceyi hoş tutmalı, mor ata binmeli.. acıkmamalı, kevgirle tartmalı.. Ümitlerle davalayı hoşt yurt malı, yerli malı..

Bazen burası Mısır kokuyor. Mısır’ı hiç görmedim koklamadım. Tamamen uyduruyorum bunları. Zaten şu haşlanmış mısırlar var ya bardakta satılan, muratçı olmayan, öff.. ne sinir bozucu kokuyor. Onu demedim öbürünü dedim. Manken olan. Ülke olan. Barbara herhalde.. farfara.. şalvar olan.

Çünkü birazdan, yani ezan bitince, aşağı inip uydurukçu geldi haaanım diye bağırıcam. Bence bir kişi dahi olsa çıkıp bağırmalı uydurukçu geldi hanım diye. Uydurularım var.. uyduruuukk.. diye bağırasım var.
Ezan bitti. Bu arada biz caminin avlusunda oturuyoruz. Muhtemelen kimse bize bakmak istemedi. Bu konudan emin olmamakla birlikte, 5 vakit böyle düşünmeme sebep olacak nedenlerim var.  Çok fena kimsesiziz. Hatta öyle ki Yalova Lisesi’nin eski edebiyat öğretmeni bir kitap yazmıştı ve adı şuydu:

‘Benim Kimsem Olsana’

Yani adam bu yüzden mi yazdı, derdi biz miydik bunu mu kastetti ben bilmiyorum. Okudum kitabı, küçüktüm okuduğumda, burası küçük çünkü, çok küçükken öğrenirsin okumayı burda. Her şeyi çok küçükken öğretirler, çok fena öğretirler, öyle böyle öğretmezler ama hani nasıl öğretiyorlar bi anlatsana deseler..  Of derim, karşıki dağlar sayfa çevirir.

Bir dolu birinciliğimiz ikinciliğimiz filan var. Pardon da! Herkes bilsin yani. Bir gün aradım, Cenkcim dedim, Erdemcim dedim, şimdi hanginiz Censiniz hanginiz kerdemsiniz umrumda değil ama dedim, çünkü biz Yalovalılar umursamamayı iyi biliriz, işe yarayın azıcık dedim. Sonra sözlerini yazdığım nadide eseri ortaya çıkarmaları için kendilerini yüreklendirdim ve görevlendirdim. Ben bunu hep yaparım. Şükela bir insan olduğumdan mıdır bilinmez.  Bunlar burada söz edilecek şeyler değil, lütfen uzatmayalım. Sonra bu sevdiğimiz elemanlar gerekli şarkıyı yaptılar. Tekrar dinlemek isteyenleri şöyle alalım.


Tamam.

Tekrar derken, neyi kastettiğimi de ben bilirim. Pardon daaa! Neyse sakinleşebilirim.

Velhasıl, bir süredir kilimlerin isyan üzerindeki yetkisi üzerine düşünüyorum. Böyle bir yetkileri yoksa bile olsun istiyorum. Azarlanan her çocuğun hakkı için, bu emrimi sevgili mağraşelalim Öpenzi Mucukovski’ye ileteceğim. Biliyorum, O da gidip Org çeneçal Muah Şapşupov’a bildirecek ve yine kimse bir şey yapmadan oturacak. Diktatör olduk sözümüz geçmiyor! Küfür küfür buralar hep küfür! Sizin yaptığınız devrime de geçireceğiniz evrime de! dönün lan ağaçlarınıza ve bataklığınıza bilmemnenize. 

Neyse, yoldaşlarımı da anmışken, aklıma gelen çok süper bir fikri de lütfetmeden geçmeyeyim. Şüphesiz ki ben de bir lütfediciyim. Lütfecii.. lütuflarım var..

Yaz yaz yaz bir kazığa bütün sözlerimi acıkırsan tok karnına güldür sen beni...

Allah’ım, ey benim güzel Allah’ım.. Neden Yalovalıları cami avlusuna bıraktılar? Halimizden Bilecik anlar.

Oy oy bilecik, nedir bu üzünçlükler nedir bu gülücükler.. parmağında kediler, yolunda bilecikler..

Bazenleri, işte böyle bazenleri, gidiyorum ezancı amcanın yanına, omzuna dokunuyorum yavaşça, sakince, incitmeden kırmadan ürkütmeden, canım diyorum.. ah canım diyorum.. su veriyorum. Al iç. Sakinleşirsin. Korkma diyorum. Bu ne ilk ezanın ne son. Hırpalama kendini ne olur.

Bu kadar şeyapacak ne vardı ezancı amca diyorum? NE VARDI??!  Sonra Allah’ım sen konuyu biliyorsun amin diyorum. Sarılıyoruz ezancı amcayla. Berhudar ol evladım diyor, sen belkız akkaya amca diyorum. Akkale o diye düzeltiyor. Ehu diyerek eve dönüyorum.  Öğrenecek daha ne çok şey var diyorum. Ve işte küçük odam ve ben. Melabağ, ben Mira. (Ezancı amcadan bahsetmişken tütüncü amcadan da bahsetmek istiyorum. Ocb var mı dediğimde bana abdestinin kırılacağını söyledi. Efendim dedim. Çekti gitti arabayla egzozuna boğuldum. Baktım yerler hep abdest olmuş. Allah’ım sen beni affet dedim yarabbim.. ocb dedim. Abdesti kırıldı adamın. Abdest kırılması diye bir tanımlama kattım lügatıma. Daha da tütün almadım. )

Vazgeçilir gibi değil bu medcezirler.. laf aramızda, hani sen şanssızlık dedin ben de aptallığım dedim ya, işte onlardan bana çok pis fena koyanlardan biri Levent Brüksel ile Sertap Dahaneler’in bir dönem evli olmuş olmalarını benim çok yeni bir tarihte öğrenmiş olmam. Bir kişi de çıkıp dememiş ki zeynep, onlar fikifiki! Zeynep onlar ooo pompili! Bir kişi de dememiş lan bir kişi! Allah sizi bildiği gibi yapsın dedim. Dedim valla. Aç edaya filan sor. Yok edayı tanımıyorsun. Pınara sor. Onu da tanımıyorsun. Oğuz bazen yorucu oluyorsun farkında mısın? Lütfen canımı sıkma! Rüzgara sor dağlara sor ne bileyim bir tek Tarkana sorma. O sevmiyor öyle soruları. (gülüyorum halıya katıla katıla bi soruyu soramadık biz Tarkan'a yiehhhuuu) 

Şimdi pardon da. Bir dakika da. Cezmi Ersöz’e sövdürecek değiliz. Terbiyesizlik etmenin manası yok öyle fındık adam bilmemne vikvik diye. Kendisi Yalova’nın canlı gördüğü ilk şairdir.  Elimdeki bütün kitapları imzalıdır. Solu da sizden öğrenecek değilizdir.

Sorduk solu solcuya, annen baban Marx mıdır?
Solcu ye der yoldaş ama, karl marx mıdır, marks mıdır?

07.15, güldüm eğlendim, şeyapalım şimdi. Kapanışı çay bella ile yapmak istiyorum izninizle. Zira sabah oldu, biraz çıkıp içimdeki martlıya simit atmalı, çay içirmeliyim.

Başka bir zamanda
Başka bir dilde, yine burada işte tam da maçkada
koşuşmak üzere..

Öpenzi Mucukovski ve Muah Şapşupov yoldaşlarımın da selamı var!

Çay çay çay! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder