10 Şubat 2014 Pazartesi

Yazmak Üzerine: Kendi Sesinden Kurtulmak

Henri Michaux
Neden yazıyorum? Bazen biri yazmamı istediği için yazdığım oluyor, Kafka gibi, sırf yazma keyfi için yazdığım da... Ama sırf yazma keyfi için yazmak? Bu çok tuhaf bir ifade. Hemen anlaşılabilirmiş gibi geliyor ama değil.

Hiçbiri gerçekten umrumda değil, demek istediğim o kadar çok şey var ki... Kendi küçük problemlerimle uğraşmak istiyorum, ne "nasıl bir arada yaşarız?" sorusu, ne de "bir arada yaşarken birbirimize ne yapıyoruz?" sorusu... Bunlar benim sorunlarım değil.

Sevebilmek istiyorum, sevilmeyi arzulamadığım, kendim olmaya itilmediğim, bireyselleşmeye davet edilmediğim bir tek an istiyorum. Yazarken, ne kadar bireysel bir iş yapıldığına odaklananlar vardır. Yazarlarının yaşam öyküsünü, hatta daha kötüsü yazarların psikanalitik bir tahlille ailesini, küçük gizli ödipal sırlarını yazıda keşfedenler vardır. Oysa yazdıktan sonra, kim olduğunuzdan kime ne? Ve bütün bunların kime ne faydası var. "Bu bir medeni hal ahlakıdır" diyordu yazarın kimliğinin sorulması konusunda Foucault, "ve kağıtlarımızı yönetir. Yazmak söz konusu olduğunda bizi rahat bıraksın". Yaşamak söz konusu olduğunda bizi rahat bırakın.

Kafka, pırıl pırıl parlar. Yayınlamayı düşünmemiştir çünkü yazma keyfi için yazmıştır: Bir düzenlemenin parçası olabilmek. Kendi sesine sahip olmamak, cümleler kurulur ve artık konuşmazsın, metinde kendi sesini duymazsın. Hiç bir şey anlatmazsın. Belki keman çalarsın. Hiç bir kitap metinsel olmadığı gibi anlamlı da değildir. Her tür anlamın ve metinselliğin ötesinde kitaplarla ilişki kurabilmek...Öyle ki bir kitap artık bir anlama gelmez, keşfedilecek bir anlama ve anlaşılması gereken bir öze sahip olmaz: ne polisiye laflar! Oysa bir kitabın, okuyanı kendisinde yok ettiği, ve okunurken kendisinin yok olduğu bir an vardır. Veya bir şebekenin parçası kılınmış kitaplar vardır: Komünist Manifesto'nun 1917'ye kadarki görünür, daha sonra ise daha nadir bulunur serüvenidir bu. Okuyan hiç kimse manifestoyu anlamaya çalışmaz, özüyle ilgilenmez. Onu kendi varlığının durumuna bağlar, onu bir bomba olarak kullanır ve sermaye tarafından ele geçirildiği tuzağı patlatmaya çalışır.

Artık sözcelerin, davranışların, duyguların, bedenlerin vs. katmansız ve derinliksiz bir şekilde bir ağa dönüştüğü o güzel, duru ve mavi öğle gökü! Her şey birbirine bağlanıyor.

Bazen her şeyi bir şekilde birbirine bağlayabildiğimi hissediyorum, bütün kısmiliği ve karmaşası içinde, daha kısmileştirmek, tekilleştirmek ve karmaşıklaştırmak için. İşte o benim küçük zarif ve anonim mutluluğum.

Burada bir diyalog olmayacak. Bir monolog da olmayacak. Çünkü konuşma yok, anlatma yok, anlama çabası yok, dinleme yok. Burada, her ne ise o, aramızda olur. Ne seninle ne de benimle değil ama, ikimizin arasında bir şeylerle ilgili. Burada sayısız ve sinirsel bir çarpışma var, bir hız ve yavaşlık, bir belirme ve kaybolma yüzeyi. Ve kaydediyoruz, kaydediyoruz çünkü, kaydetmeyi seviyoruz: Kaydetme keyfi için kaydetmek.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder